Katkılarından dolayı
ŞİŞLİ BELEDİYESİ'NE,
Kağıthane ve Beşiktaş Belediyelerine,
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'ne,
PİMMS Group ve Mask'a,
Mephisto Kitabevi'ne
TEŞEKKÜRLER...

Yılmaz Güney’i unutmamak,  unutturmamak ve adını her zaman gündemde tutmak amacıyla düzenlenen etkinliklerin ilki iki yıl önce yapılmış, İstanbul’dan ülkenin pek çok yerine yayılmıştı. Elliye yakın belgesel ve kısa filmin katıldığı etkinliğe çok sayıda şiir, öykü ve karikatür gönderilmişti. Ödül töreni Beyoğlu’nda Yeni Melek’te yapılmış, salon ve balkon tıklım tıklım dolmuş, geç gelenler içeri giremeyip kapıdan dönmüşlerdi. Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi, bu yıl etkinliği daha da büyütmek, bir çok kente ve tüm yıla yaymak amacında.

Bunun dışında aralık ayında Batman’da 2. Yılmaz Güney Film Festivali yapılacak. Kısa film ve belgesellerin katıldığı etkinliğe bu yıl film öyküleri yarışması da eklendi.

Elbette ki bu çabalar önemli, ama yeterli değil. Hep aynı filmleri göstererek O’nu anmak çok kolay, yasak savmak gibi bir şey. Yapılması gereken O’nun çizgisini sürdürmek, yapmak isteyip de yapamadıklarını gerçekleştirmektir. İlkin, filme alınmayan yapıtları sinemaya aktarılmalı, yani Boynu Bükük Öldüler romanı ile Selimiye Üçlüsü (Hücrem, Salpa, Sanık) mutlaka filme alınmalıdır. Selimiye Üçlüsü, üç ayrı yönetmen tarafından filme alınabilir ve üçü birlikte gösterilebilir. Dağ adlı senaryosu ile Yunan Bıçağı projesi de hayata geçirilmeli, yarı yarıya kısaltılan Yol, O’nun yazdığına sadık kalınarak Arife ve Bayram adlarıyla iki bölüm olarak yeni baştan çekilmelidir. Yazdığı öykü ve masallardan kısa filmler yapılmalıdır. Bunun için bir senaryo yarışması açılabilir.

Ayrıca Yılmaz Güney’in yaşamı üzerine bir senaryo yarışması açılmalı; gençlik dönemi, sinemaya başladığı yıllar, ilk hapisane serüveni, Konya sürgünü, Çirkin Kral dönemi, uzun hapislik yılları, Yumurtalık Olayı, yurtdışına çıkışı ve Avrupa günleri ayrı ayrı senaryolaştırılmalıdır. En başarılı senaryolardan filmler yapılmalıdır.

1974 yılında Selimiye’den çıktıktan sonra bir toplantı düzenleyerek, genç sinema heveslilerine neler yapmak istediğini anlatmıştı. Antalya’da bir çekim platosu kurmak istiyordu. Ticari dağıtımın dışına çıkıp, kendı dağıtım ağını oluşturmayı düşünüyordu. Ayrıca kısa filmler çekmek istiyordu. O filmlerden birini de anlatmıştı. Bir çocuk ile bir atın, bataklıkta geçen bir öyküsüydü bu. Ne yazık ki bu düşüncelerini gerçekleştiremedi. Nasıl olduysa, sanki içlerine doğmuş gibi, Amerikalılar Antalya’da bir plato kurdular, ama işletemediler.

Büyük düşleri olan bir sinemacıydı Yılmaz Güney. O düşleri gerçekleştirmek günümüz sinemacılarına miras olarak kalmıştır. Çünkü hepimiz O’na borçluyuz. O’nu sonsuza kadar yaşatmak için yarıda bıraktıklarını mutlaka tamamlamalıyız.